Kumarbaz'ın kaderi
Kızım bugün bilim insanı ne demek, diye sordu. Pratik cevap vermek için, Allah’ın kurallarını anlamaya çalışan insanlardır, dedim. Mesela su. Su aşağı mı akar, yukarı mı akar? Hemen, aşağı, dedi. Şu sallanan dallar neden sallanıyor? Rüzgar var ya, dedi. Demek sen de bilim insanısın. İşte bu sorulara cevap veren insanlara bilim insanı denir. Dalların sallanması ve suyun aşağı akması Allah’ın koyduğu kurallardır. Bunların özel bir ismi bile var: sünnetullah. Beş yaş için mantıklı bir cevap vermemiş olabilirim çünkü şimdi annene anlat bakalım deyince “dallar sallanıyormuş” falan diyebildi kızcağız.
Bakkaldan ekmek alma yolunda geçen bu muhabbet bana Dostoyevski’nin, neden kumar oynuyorsunuz sorusuna verdiği cevabı hatırlattı: Alınyazısına meydan okumak, onunla alay etmek, ona dil çıkarmak isteği. İdamdan kıl payı kurtulan biri için gayet makul bir cevap. Dostoyevski’nin hayatında kader mefhumu hep fiziki bir varlığa bürünüvermiştir. Bazen idam sehpası, bazen taş kırdığı tokmağı, bazen de kumar masası. Hayatımızı alt üst eden ya da abad eden olaylar oluyorken kader birden ete kemiğe bürünüverir. Derdi tasası azıcık hafifleyen Dostoyevski derhal kumara başlar. Bağımlı olur. Hepimiz gibi; ama Dostoyevski’nin kumar bağımlılığı bilinçlidir. Kader sırrını çözmek arzusuna giden bir yol vardır. Sünnetullahı araştıran bilim adamı gibidir Dostoyevski.
Necip Fazıl’ın zorla kendisini tikli bir adam yapmasına benzetiyorum. Necip Fazıl, kontrol edemediği tikleri olan biri olarak tanımlanamaz, olsa olsa tik sahibi olabilmek için çaba sarf etmiş birisi denebilir. Yere düşen bir yapraktan haberdar olduğunu bildiren Allah, zarın ne geleceğini de bilendir. Allah'ın bildiği ve bizce malum olması imkansız olan bir durumdan bahsediyoruz. Ancak her şeyi bildiklerini söyleyip çaresiz kalınca olasılık hesaplarıyla bizi laf salatasına maruz bırakan bilim insanlarının yaptığını yapmaz Dostoyevski. İşin acısını da çeker çünkü bile isteye girdiği bu yolda bağımlıdır ve mağdurdur bu bilim adamlığı yolculuğunda. Hasılı Dostoyevski zara dönüşen kaderle, orada burun buruna gelmeye bağımlıdır. Yazarın alınyazısına dil çıkarmak demesi de melami meşrepliğinden ileri gelir. Dostoyevski’nin ne denli dindar olduğunu bilenler hemen anlarlar bunu.
Günaha ve günahkara övgü metni değildir ama Kumarbaz. Bu tezi bile savunsa, edebiyatta nerede durduğu konusunda birkaç kelam edilebilirdi fakat çok derin bir eser, edebiyat tarihinde önemli yeri haiz bir metin değildir muhakkak. Yirmi dokuz günde yazılmış olması sebebiyle kendini gizleyememiştir büyük yazar. Ki Karamozovlar’ı yazan aynı adamdır yine. Kumarbaz’ı okurken, dünyaca ünlü bir restoranın mutfağında çekilen belgeseli izler gibi olurum. Kuzuyu yetiştiren yayladaki çobanı hep tanımak isterim çünkü.
Yazarın romanda kendisini bir karakterle özdeşleştirmesi olağandır ya da yapmak istediklerini söylemek istediklerini ona yaptırıp söyletmesi de. Dostoyevski diğer eserlerinde her karaktere kendisini gizli gizli parçalar halinde yayar. Kumarbaz’da ise Dostoyevski sadece Aleksey İvanoviç’tir. Mesela İvanoviç, Dostoyevski gibi Batı’dan nefret eder, Rusya’dan ayrıldığı ânda hayat biter onun için. Rusya’dan ayrılan İvanoviç, Dostoyevski karamsarlığına bürünür. Ne zaman ne yapacağı pek kestirilemez. Eğitimli ve bilgilidir. Yazar da kahramanda malum ki kumarbazdır. Dostoyevski’nin sevdiği kadın Polina Suslova, Kumarbaz’da Polina Aleksandrovna olarak karşımızdadır.
Dediğim gibi Kumarbaz, Dostoyevski’yi yakından tanımak isteyenlerin okumasını tavsiye ettiğim kitaptır. Otobiyografi sınırlarındadır. Lisede uykum gelmesi için elime almıştım ve elime aldığım ânda bitirdiğimi dün gibi hatırlarım. Akıcı bir üslubu olan, yormayan, mini dizi kıvamında bir eser şeklinde özetlenebilir. Daha sonra ise Dostoyevski ile yakınlaşmak ümidiyle okudum ve öyle de oldu. Hep Dostoyevski’nin günlüklerinin karman çormanlığından bahseder eleştirmenler. Kumarbaz, bir günlük kadar ele verir yazarı.
“Korkudan yanına yaklaşılamayan dürüst insanlardan nefret ederim ben…” diyorsa İvanoviç, ben bu cümleyi tabi ki Dostoyevski’ye yormalıyımdır eğer bahse konu Kumarbaz’sa.
“O akşam oyun boyunca bir kez korktum, elim ayağım titredi. Bir an, paramı kaybetmenin benim için ne demek olduğunu düşündüm! Hayatımı masanın üzerine koymuştum.”
“İnsanın en iyi dostunu küçülmüş görmek istediği bir gerçektir. Dostluk çoğunlukla küçülme temeli üzerine kurulur. Zeki her insanın bildiği, sır olmaktan çıkmış bir gerçektir bu. Ama inanın sizi iyi, neşeli gördüğüme çok sevindim.”
Tüm günahlarımız için, Allah rızası için bir daha: “Yarın, her şey bitecek, yarın!..”
Kapak resmi: Jean-Eugène Buland (1852–1926), Le Tripot (Kumarhane), 1883, yağlı boya, 63.5 × 109.2 cm.
