Erkin Koray’ı anlamanın yolu Frankfurt Okulu’ndan mı geçiyor?
Türkiye’ye ilişkin hiçbir konuyu anlamanın yolu Frankfurt Okulu’ndan geçmiyor. Hatta anlamamanın yolu sıklıkla Frankfurt Okulu’ndan geçiyor diyebiliriz. Burada konu ne Erkin Koray ne de Frankfurt Okulu. Türk soluna özgü bir yazı biçimi olarak denemeden söz etmek istiyorum. Sol denemecilik olarak isimlendireceğim bu yazı biçiminden söz açma bahanem ise T24’te 2016’da çıkan ve Erkin Koray’ın ölümü üzerine yeniden paylaşılan Erkin Koray’ın sihri: Görünüşü Romalı, aklı Helen, ruhu doğulu mistik başlıklı yazı.
Nedir sol denemeciliğin temel özellikleri? Birincisi, anekdotçuluk. Bunu en derli toplu yapan isim Tanıl Bora. Kendisi de zaten yazma biçimini tanımlarken tedarikçilik sözünü kullanıyor. Milliyetçilik çalışan, dahası baktığı her yerde milliyetçilik gören, daha dahası konusunda fena mertebesine ulaşan Bora’nın anekdotçuluğu, Türk kültür dünyasından isimleri içeriyor çoğunlukla. Bunun yanında Batılı kuram ve kuramcılar anekdotlar arasındaki irtibatı sağlıyor. Yine de Bora, akademik yazı tasavvuruna yakın biri; Bora’ya rahmet okutacak sayısız sol denemeci var.
Sol denemeciliğin bir diğer özelliği kavramların yazıya boca edilmesi. Sosyal bilimler alanında şöhret sahibi herhangi bir Batılı düşünüre ait herhangi bir kavram, sol denemeci için İngiliz anahtarı gibidir. Devletin ideolojik aygıtları, umut ilkesi, kültür endüstrisi, hegemonya, arzu nesnesi, güç istenci, özneleşme, diyalektik, yeniden üretim ilk akla gelenler. Kavramın memleketi olduğunu düşünmez Türk solu. Batılı kavram, evrensel çapta açıklayıcı güce sahiptir. İngiliz çakısıdır. İngiliz evrenselliği gibi! Halbuki ortaya çıktığı kültür ve zaman diliminde nesnel karşılığı olan kavram, başka bir kültürde denemeye boca edilince dönüşüme uğrar. Buradaki dönüşüm bilinçli bir adaptasyon çabasını ifade etmez. Biçimsel olarak kavram aynıdır ama akademik metindeki kavram, denemede imgeye dönüşür. Nesnesini kaybeder. Herhangi bir konunun anlaşılmasına değil, yazarın yazarlığına; konum, bilgi birikimi, statü ve beceri gibi şeylere işaret eder. Yazarın dünyası diyebiliriz buna.
Denemenin öteden beri en temel vasıflarından biri yazarının etrafında dönen bir dünyanın ürünü olmasıdır. Ama sol denemecilikte bu dünya bir nesnellik illüzyonuyla sunulur. Kavram düşkünlüğü ve anekdotçuluk deneme türünün genlerinde bulunan bireyciliğe nesnel bir örtü serer. Sosyoloji makalesiyle günlük arasında bir yerde durur sol denemecilik. Onca Batılı isim ve kavram sayesinde oluşturulan, böylece akademik üslubu anımsatan mesafe ve ciddiyetin arasına hüzün terennümleri serpiştirilir. Elbette ki sol hüzün. Erkin Koray hakkında yazan denemeci “ruh sızısı”ndan bahsediyor mesela. “Bireyin ontolojik sorunsalı” gibi çiğ bir ifade eşlik ediyor bu sızıya. Frankfurt Okulu’ndan virajı alan yazar Erkin Koray’dan meydan okuma veya “eylemli pratik” dersi çıkararak iyi dilek ve temennilerle denemeyi sonlandırıyor.
Sızı, bunalım, yabancılaşma, yalnızlık, ütopya gibi soyut ibarelerin ve dışavurumcu bilmemneci cümlelerin gelip dayandığı yeri tahmin etmek hiç de zor değil. Konu bir şekilde gelip AK Parti’ye, afedersiniz AKEPE’ye dayanır sol denemecilikte. Yazar ruh sızısı veya ontolojik sorunsal diye lafı dolandırmaktadır çünkü. Kendine özgü denemeciliğin rüknünü yerine getirmek için zikrettiği Adorno, Habermas, Marcuse gibi adamcağızlar masadaki mezeden ibarettir yalnızca. Sözgelimi Bloch Umut İlkesi diye iki cilt tuğla gibi kitap yazmıştır ama sol denemecinin umut ilkesi Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Ernst Bloch ve Kemal Kılıçdaroğlu? Düşünebiliyor musunuz? Geçelim.
Sol denemecinin bütün kültürel çözümlemelerine temel bir bakış açısı hakimdir. Bu bakış açısına göre olumlu anlamıyla kültür, direniş bilincini aşılayan yüksek kültürdür. Bütün bıktırıcı “Adorno’nun dediği gibi” lafları bu bağlamda anlam kazanır. Diğer anlamıyla kültür, çoğunluğun barbarlığını ifade eder. Sol denemeci bir önceki cümleye totoloji diyecektir; çoğunluk zaten bizatihi barbardır ona göre. Kitle kültürü kavramı etrafında Batıda gelişen literatür, Türkiye’de kitleyi harcamaya dünden razı sol denemeci için iştah açıcı bir sofradır.
Sol denemecinin kültürel herhangi bir konuyu Frankfurt Okulu veya Kültürel Çalışmaları anmadan yazamamasının bir nedeni, kültürün milliyetçilikle yakın ilişkisinde aranmalı. Kültürden bahsederken kültürcü görünmemek Habermas’tan icazet almakla mümkündür çünkü. Hem kültür gibi her halükarda çoğunluğa işaret eden bir kavram etrafında yazmak hem de özerk birey olmayı ihmal etmemek Foucault’yu selamlama sayesinde gerçekleşebilmektedir. Türk solunun toplumculuktan ne kadar uzak olduğu en net şekilde kültür konusunda açığa çıkar. Dolayısıyla onlar için sadece Erkin Koray’ı değil, her bir şeyi anlamanın yolu Frankfurt Okulu’ndan geçebilir.
