6 Şubat depremi fotoğraf güncesi


                                Antakya \ Hatay Mart 2023

28 Şubat Salı 06:36 \ Adana otoban Hatay yolu…

  • Yaklaşık 3-4 saat sonra Hatay’da olacağız. 5 gönüllüyüz. Daha şehre gelmeden bütün ağırlığıyla çöktü üstüme enkaz… Hayatım boyunca hiç anımsamadığım bir sessizlik var. Ruhum daha şimdiden paramparça! 
  • Bahçe’yle Nurdağı arasındayım. Saat 10:08 Yolun sol tarafında tavanındaki tahtaların sıra sıra toprağa değdiği kerpiçten bir ev. Daha büyük yıkımlara gelmeden karşılaştığım ilk enkaz… 
  • 10:17 Nurdağı… 

Nurdağı diye bir şehir yok artık! Şehrin üst tarafındaki otoyoldan manzarayı izliyorum. Yıkımın izleri bir tokat gibi çarpıyor yüzlere. Herkes suspus, dehşetin izlerini izliyoruz. Az ileride beyaz çadırlar görüyorum. Çadırlar giderek çoğalıyor. Şehir üstüne çöken toz bulutunun altında beyazlar içinde. Çadırlar, molozlar ve insanlar… 

  • 11:11 Gaziantep merkez 

Gaziantep merkezde yıkımın etkisine çok fazla rastlamıyorum. Diğer şehirlere göre burada hayat daha da normale dönmüş durumda. Fakat ben hayatımda ilk defa bir şehirde yürümeye utanıyorum. Kendi yurduma karşı ne kadar da yabancı duygular içerisindeyim. 

Gün öğleden sonrayı buluyor. Önce Hassa sonrasında da Hatay’a doğru giriyoruz. 

 Karşınızda acıya maruz kalan bir kimlik varsa eğer iki seçeneğiniz vardır. O kişinin kimliğini önemsemek/önemsememek ayrımı…

Enkazlar ve insanlar

Öyle anlar, öyle fotoğraflar vardır ki, o anlarda kuracak hiçbir cümle bulamazsınız. Susan Sontag’ın kitabında dediği gibi; “Başkalarının Acısına Bakmak’ gibidir karşınızdaki trajedi. Bir afetin fotoğrafını çekmek. Çileyi, dehşeti, korkuyu ve birçok görüntüyü yaşanan acıyı topluma sunmak. Trajediyi belgelemek. Belgelenen sancının doğumu, bunun insan üzerindeki etkileri ve hakların ihlali! 

Konuya daha da netlik kazandırmak istenirse eğer ‘başkaları’ kavramı fotoğrafın toplumsal değerler ve hassasiyetler noktasında ele alınması gereken önemli bir konudur. Herhangi bir trajediye doğrudan maruz kalmış insanlara karşı (depremler, savaşlar) normal bir psikolojideymiş gibi tutum sergilemek ve rahat davranışlarda bulunmak çok adil bir yaklaşım olmayacaktır. Toplumlar böyle dönemlerde çok daha fazla hassas ve kırılgan olurlar. Vurgulamak istenilen şeyin doğru aktarımı Kahramanmaraş depremine benim gibi doğrudan tanıklık etmemiş meslektaşlarım için son derece önem arz etmektedir. Elbette depreme dair çok fazla sembol fotoğraf var. Bunlardan beni en çok etkileyen şüphesiz ki ölmüş kızının elini beton yığınlarının arasında sıkı sıkıya tutan bir babanın varlığıydı. Kült görsel niteliğindeki bu fotoğraf gibi daha nice fotoğrafın bellekteki yeri silinemez. Tek bir fotoğraf karesiyle birlikte çeşitlenerek çoğalan okumalar kitlelerle buluşuyor. Bu görüntüler buluştuğu her yeni okuyucuda daha da anlam kazanıyor, çeşitleniyor. Fotoğrafın dilini bilirseniz size aktardıklarını anlamanız daha kolaylaşıyor. 

Hatay bu bağlamda artık benim için içinde neşeli cümlelerin olmadığı, cümlelerin de binalar gibi dağıldığı, anlamını yitirdiği bir şehir. 

Sessiz sedasız bir orman, rüzgârın hızını kesmeden savurduğu kum taneleri, güneşin en balçık hali, gökyüzünün karası, grisi, kirlisi… Enkazlar, insanlar, yitirilen umutlar, sabır, metanet, mutluluk, gözyaşı, iman gücü, yaşama inancı… 

Ne çok duygu ne çok sessizlik… 

Sokak sokak, cadde cadde mahşer yeri. Şehirden ayrıldığımdan beri Antakya’ya dair ağzımdan çıkan tek cümle var. ‘Hatay diye bir şehir kalmamış’ kendime fısıldadığım hüzünlü bir ağıt gibi. Bölgedeki her yer etkilenmiş depremden ve ben durumun vahametini hiçbir objektife sığdırabileceğimi sanmıyorum ve sığdıramıyorum. 

Çadır kentte gün akşamı buluyor. Hava karardığı gibi çekiliyor insanlar çadırların içine. Moloz yığınlarının arasında kalan şehir daha da sessizleşiyor. Dışarıda yanan sobaların içindeki küller kentin üstüne çöküyor ve saçlarıma yapışıyor. Gün ertesi güne varıyor, yanımda getirdiğim bir tarak açıyor saçlarımdaki tutam tutam isi. Tekrar gece ve tekrar gündüz…

Günler anlamını yitirmiş, zaman kavramı meçhulde… Olabildiğince insana dokunabilmek tek gaye bu. 

Günler birbirini kovalıyor. Birçok kare var depreme dair. Birçok unutulamayacak, hafızalarımıza çakılan görüntü ve hikâye. 

Acıyı fotoğrafla anlamak ve anlatmak! Dil kadar etkili bir araç olan fotoğrafı çekerken an’da kalmak.

 Bir Eren geliyor gülücükler içinde ve dünya yeniden renklenmeye başlıyor… 

Babaannesinin elini bir an olsun bırakmıyor Eren. O güçlü kadının metaneti beni şaşkına çevirirken; canından can giden ölümlere rağmen gösterdiği dik duruşu kendisine hayran bırakıyor.

Eren sadece çadır kentin girişinde nöbet tutan askerlerin yanında zaman geçiriyor. İkinci günün sonunda bana biraz daha alışıyor. Oyunlar oynuyor, çadırların arasında koşuyoruz. 

 Çocuk ve Mehmetçik \ Hatay çadırken 2023

 Acıyı fotoğrafla anlatmak… 

Sayısız hikâye, sayısız acıya şahit oluyoruz. Boğazımız düğümlenirken, o insanlar karşısında kurduğumuz ve kuracağımız bütün sözler anlamını yitiriyor…

 

İyileşmek dileğiyle...

Etiketler
Hilal Bayar Kahramanmaraş deprem 6 Şubat deprem fotoğrafı